Kaç Kere Ölmem Gerek

Bu yılın ilk yayını olarak yayınladığım 'Ölümle Yaşam Arasında Bir Dakika'nın orijinal hali aslında farklıydı bu yayını kimseyle paylaşmadım. Bir kaç gün öncesi yaşadıklarımla beraber paylaşma kararını aldım. Beğenip, beğenmemek ve takdir elbette okurlarındır. İyi okumalar:


Bir yerdeyim ama neresi bilmiyorum
Canım acıyor biliyorum
Ayağa kalkmak istiyorum
Birilerinin bir gün beni anlaması ümidiyle umut rüzgarlarına kapılıyorum
Her giden bir cenazeyi bırakıyor kalbime
Hava soğuk
Kafamın içi bir şehir kalabalığı gibi
Etrafımdan bir sürü insan geçiyor.
Bedenleri bir mağaza vitrini gibi hepsinin üstünde fiyat etiketi 600 TL, Dolar, Euro
bazıları kullanılmış, eksik bedenler var, ikinci el, bazıları ise ucuz kendileri gibi
Hepsi bir güvensizlik aynası takmış
Hiç bir yüz tanıdık değil
Bir kaç kırık kalp gözüküyor uzaktan 
Bir dakika duralım donsun ekran 
Ben nasıl gördüm bunları?
Biri geliyor yanıma ve anlıyorum gerçekleri Ölümümün üstünden 1 gün 12 saat geçmiş
Aynalardaki o ben yokum artık
Fotoğraflardan silinmiş simalarım
Bedenim soğuk, benizim soluk
Virgül nasıl kullanılır iyi biliyorum, nasıl olsa her gidenden sonra bir yenisi için virgül koyuyordum.
Ama nasıl olmuştu da virgül noktaya dönmüştü hem de kendi ismimden sonra...
Yanımdaki ses uyardı beni ' Nokta değildir ölüm, üç noktadır. Asıl hayat devam ediyor gidenler için de kalanlar için de..
ve bir iki damla yağmur damlası düşüyor yere. Ağlamak;
hıçkıra hıçkıra veya sessizce kimseye fark ettirmeden ya da kalbine ağlamak yani gözlerimdeki o yağmur bulutu
Ve insanların söyledikleri geliyor aklıma; ağlama okuldasın, iştesin, dışarıdasın, birileri görür, şimdi olmaz... Şimdi ise ağlayabilirdim kimse görmüyordu. Öz ağlarsa göz de ağlardı. Ağlamak hala var olduğumun kanıtıydı.
 Bir ses daha duyuldu;
- Evet. Biraz varsın, insanların kalbinde, sevdiklerinin kalbinde hala varsın. orada hala yaşamaktasın. dedi bana

O geliyor gözümün önüne, bir tebessüm beliriyor yüzümde.
' Çok uzaktayım sana ama iyiyim, demek geçti onca acını arasında.' diyorum da duymuyor ağlamıyor da. Sonra bir el yaklaşıyor yanına. Kalbime yapışan yara bantları kopuyor. Bir anda hey yer kan kaplanıyor. Bu his parktaki salıncak gibi. Salıncağa binmişim biri geliyor ve ittiriyor. Sallıyor diyorum tekrar ittiriyor. Yere düşüyorum acıyan dizlerime bakıyorum kanıyorlar.
Neden bu hikayelerde biri hiç sevilmiyor ve ben bu hikayenin neresindeyim?
Anlatamadığım sözlerim boğazıma düğümleniyor. Diyecek, söyleyecek bir sözüm yok, sadece anlamsız ağrılı bir kalp acısı.
-' Kalbimiz' dedi o ses, gerçekten iyi dayanıyor bazen ölüyorsun ama o hala atıyor.
elimi kalbime götürdüm
-Hayır atmıyor. dedim
- Senin kalbin seni terk edeli çok oldu. dedi bana
-Nasıl? ama...
-Öldükten sonra kalp o insanı terk eder. kalp gidebilseydi uzaklara kimin kalbi yerinde kalırdı?
Gözyaşlarınız size inat akmasaydı?
Mesela kalbiniz sevmeseydi, siz nasıl sevebilirdiniz?
Kalbiniz tutmak istemeseydi o elleri, kalbin istemeseydi nasıl sarılırdı o kollar, nasıl buluşurdu dudaklar?
-Beyin emir verir kalp değil! dedim hışımla
- Beyninde duyguları vardır. kalbe bağlıdır. Kalp ister beyin yapar. dedi itirazım yoktu
- Yapamaz ki, o bunu bana yapamaz. dedim
- O seni hiç sevmedi. dedi
Yine düşmüştüm bir kez daha ama dizim değil kalbimdi ikinci kez yara alan.
Belki ben, beni kaybetmiştim. Belki ben, benle konuşuyordum. Belki de ölmemiştim. Evet, evet ölmemiştim. Şimdi onun kalbinde mumla arasam bulamazdım o beni.
Sonbaharı ve yağmuru severdi, o benden baharları aldı gözyaşlarım yağmur oldu.
Cennetteydim, cehennem oldum. Sigaraydım yandım. O keşke olmasaydı dedim hayatı keşkelere sığdırmaya çalıştım ama anladım ki hayat, sığmıyordu keşkelere. Uçurumun kenarında açan çiçektim rüzgara kapıldım, kırıldım, kayboldum. Kaç sabahtır geceye uyanıyorum nerede bu güneş? Güneşimi kaybettiğimi karanlık sabahta geceden kalma şişeleri toplarken anladım. Tanıdık geldi buralar,hastanedeydim. Kendimle konuşuyordum ama ölümle savaşıyordum. Bir sedyenin üstünde hastane ışıklarının altından gidiyordum.

Gidilen yolların ardında elbet umut vardır.
Ve ben bu şehri terk ediyorum. Hiç bilmediğim bir şehirde, tanımadığım insanlarla yeni umutlar kurmaya gidiyorum. Biten umutları bırakıyorum. Geçmişimi, geleceğimi, ağladığım geceleri, hayallerimi bırakıyorum. Artık karşılaşamayız sokaklarda, sokakları da sana bırakıyorum. Paylaştığımız tek şey şu gökyüzü. Tarihten bir kaç günle bir kaç anı, iki şişede rakı alıyorum. Sana iyi günler, bana iyi yolculuklar dileyebiliyorum.

Bir hikaye vardı ortada, sonu belli olmayan. Kimisi doğru kimisi yalan sözlerden iki kişilik. Ne kadarı gerçek, ne kadarı yalan bilinmez ama acı miktarı aynı.
Nasıl bir yoldur huzur? Huzur sessizliktir. Huzur mutluluktur. Huzur sevdiğinin kalbinde ölümdür.
Ölümden daha ötesi var mı? Yada ölüm kadar gerçeği? Veya ölüm kadar soğuk olan var mı?
Bu hikayeyi ben yazıyorum sonunu ben biliyorum. Kız erkeğin kalbine gömmüş kendini.
İntiharımın üstünden 2 gün 22 saat geçmiş. Bilmiyorum. Bilmiyorum.

Yorumlar

  1. Paylaşılan tek şey gökyüzü olduğunda kişinin elinden özlemekten başka bir şey gelmez.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar