Frezya
Uzun bir zamandır yokluğumun farkında olarak yayınlıyorum bu yazımı. Aklıma ne zaman eserse mi denir ilham ne zaman gelirse mi bilmiyorum ama genelde sadece aklıma bir kaç cümle geldiği zamanlar bir şeyler karalarım. Çoğu zaman bırakmak isterim yazı yazmayı sadece okurum ama sonrasında illa bir şekilde bir şeyler karalamış olup tekrar başlarım. Galiba yine o anlardan birine girdim. Sezon finali gibi düşünelim. Büyük ihtimalle okurken farkedilecektir bende farkındayım ki bir çok devrik cümle kurmuşum. Daha öncesi aklımda böyle değildi ama böyle bitti. O frezya yazıya ne ara girdi inanın okuyunca fark ettim. Bu şeklini de akıcı bulduğum için herhangi bir düzeltme yapmadım. Her zaman dediğim gibi beğenip beğenmemek ve takdir okura aittir, iyi okumalar dilerim.
...
" O geceden arkadaşlarımdan hiçbirine söz etmedim; içimin bir zamanlae ne kadar ölü olduğunu asla bilmediler, şimdi nasıl çiçek açtığımı da asla anlamayacaklar."
...
Kafasını kaldırıp vitrinin üst rafında duran fotoğrafına baktı, gözleriyle biraz uzaklaşıp camdaki siluetini izledi. Elini o cümlelerden hiç çekmemişti. Derin bir iç çekerken arkasında duran pencereye doğru döndü.
' Ah içimi de bu hava gibi puslandıran hayat,
Ah gözlerime gökyüzü misali bulutlar yerleştiren hayat,
Ah içimi ilkbahar misali şımartan, sonbahar misali hüzünlendiren hayat,
Ah verdiğini her zaman geri alan, kinayeli kinayeli yüzüme gülen hayat,
Ben senin içindeki güzelliği bulup yine sana sunacağım.
İlkbaharda yeşerttiğin çiçeklerden getireceğim sana,
O çiçeklerden bir demet yapacağım çıkarcı ilişkilerine, güvensiz insanlarına, zaman zaman da kendime,
Yazın güleceğim karşında kışın ağlayacağım,
Yürüyeceğim yollarında, dikenlerin ayaklarıma battığında ağlayacağım ama söz etmeyeceğim kimseye o anlardan,
İnsanlarına da güleceğim, sana da güleceğim, o puslu havalarına da güleceğim.'
Söylediği cümleler kutsal bir kitapta bulunan yemin cümleleri gibiydi. Kimsenin haberi olmadan hayata meydan okuyordu. Haberleri olmasına gerek de yoktu bu hayat ve onun arasındaydı, diğerleri sadece yan karakterdi. Elindeki kitabı yarım vitrinin üstüne bıraktı. Pencereye doğru yöneldi ve camı açtı. Kafasını gökyüzüne kaldırdı ve ağız dolusu gülümsedi. Bir an acelesi var gibi dış kapıya yöneldi. Açık olan pencereye kısa bir tebessümle baktı ve evden çıktı. Bir müddet sonra elinde pembe ve mor frezyalarla döndü. Azim ve neşenin kaynağı olan frezyalarla... Hemen bir vazoya bıraktı çiçekleri ve pencerenin önündeki sehpaya koydu. Hâlâ açık olan pencereden tekrar gökyüzüne baktı. Birkaç cümle mırıldandı tam o anda;
' Bak çiçek getirdim sana...'
Dipnot: "... ..." Alıntı kısmı Stefan Zweigh Olağanüstü Bir Gece kitabına aittir.

Sen nerelerdesin :) Bloğu bırakıp gittiğini düşündüm
YanıtlaSilBuralardayım sadece ilham gelmedi diyelim :) Bırakıp gitmem buraları.
SilBunu duyduğuma sevindim :)
SilYeni yazı yok mu :)
YanıtlaSilbende hep devrik cümleler kuruyorum sonra geri iki saat düzeltmeye çalışıyorum sonra bambaşka bir yazı ortaya çıkıyor :)
YanıtlaSilDüzeltme süreci yazmaktan daha zor geliyor bana ama halledicez ya;)
Sil