Hayaller de ölüyor bizler gibi...

Eski bir coğrafya defterinde bulunan yazı. Bu yazının orda ne işi var demeyin. Yazıya müsait olan her alanda bir yazım mutlaka bulunur. Bu yüzdendir ki eşyalarıma dokunmak yasaktır hatta masama oturduğunuz sırada sinir ve nefret duygularım aktif hala gelir, aksi şeyler yaşamışsam ve şanssızsanız patlayabilirim. 
Uzun zamandır defter masada açık bir şekilde duruyor.  O bana bakıyor ben ona ne yapsam derken blog geldi aklıma tabii şu günlerde okunur mu ne kadar okunur bilmem. Beğenip beğenmemek ve takdir okura aittir, şimdiden iyi okumalar.
Uzattım biliyorum konuya dönüş yapıyorum. 

Kendinizi tanıyamadığınız oldu mu? Bu kim diye kendinize sorduğunuz? Değiştiğinizi farkettiniz mi? Daha doğrusu şöyle olabilir değişmek istediniz mi? Her gün aynı şeyleri yaşarken dönüp baktınız mı kalbinize? Yoksa o da şehir karmaşası içinde mi kaldı? Gerçekleştiremediğiniz hayalleriniz olmuştur ama bu hayallerin gerçekleşmeme sebebi de sizsiniz. Belki başkalarının da payı vardır fakat hayat size aittir ve otomatik olarak bu hayattaki suçlu da zafer de sizindir. Peki ya bu kişi daha hayatı çözemeden kendisiyle tanışırsa... Uzun zaman önceki haliyle... Neler olur?


Gözüne vuran güneş ışığıyla açtı gözünü. Sakince çıktı yorganın altından. Lavaboya doğru ilerledi. Bir aralık durdu, vazgeçti mutfağa ilerledi. Bir kahve bardağı çıkardı, suyu koyarak ısıtıcısı açtı. Anlaşılan her sabah olduğu gibi bu sabahda  kahvaltı yapmayacaktı. Lavaboya doğru ilerledi. Suyu açtı. Gözü aynaya ilişti, suyu kapattı. Kimdi bu? Kendi evinde karşı karşıya geldiği kişi kimdi? Hem tanıdık hemde sokaktaki biri kadar yabancı bu kişi kimdi? Tanıyamadı kendini... Ellerini musluğun kenarlarında sabitledi. Dikkatlice bakmaya başladı. Kendisinin böyle olmadığını biliyordu ya kimdi bu? Gözlerini kısarak daha da dikkatli bakmaya çalıştı. Bir anda irkildi, bir iki adım geriledi. Alaycı şekilde gülümsedi. Nasıl da uzaktı kendine. Suyu açtı yüzünü yıkadı. Aynaya bakmıyordu daha doğrusu bakamıyordu. Kimse hayal kırıklığıyla karşı karşıya gelmek istemezdi. Mutfağa ilerledi. Çıkardığı bardakta kahvesini hazırladı. Bir yudum iki yudum, birden gözü saate ilişti. Kahvesini masaya bırakarak hızlıca odaya yöneldi. Uzun zamandır formüllerle ilgileniyordu ama bu bir formül gibi değildi çözememişti. İçindeki huzursuzluğa verecek bir sayısı yoktu ama hacminin ağırlığının farkındaydı. Her zaman olduğu gibi yarım kalan kahveyi soğumak üzere masada bırakarak çıktı evden. İşe gitmek istemiyordu. Telefonundan iş yerini arayarak gelemeyeceğini söyledi bir de yalan telefonu kapattı. Kendine yalan söylüyordu ama farketmiyordu. Bir adım daha uzaklaşıyordu kendinden.

Aklına ve kalbine sorması gerekirken sokata sorunun cevabını bulabileceğini umdu. En azından benzer birileri olabilirdi. Sokakta yanından geçen insanların yüzlerine dikkatlice bakıyordu. Kocaman olan minik makinaların yanından geçti, çöpü karıştıran bir kaç insan gördü, bir kaç dolanan kedi ve bir çok insanın yanından geçti kimse evdeki kişiye benzemiyordu. 
Akşam üzeri eve geri döndü. Hâlâ o soruyu düşünüyordu. Karşı karşıya gelmek istemiyordu kapıyı kapattı balkona ilerledi. Balkon camının önünde duran menekşeye su verdi. Sandalyeye geçerek insanlara bakmaya devam etti. Bir çocuk ve annesi geçiyordu. Çocuk annesine dönerek;
- "Anne bende o abi gibi olmak istiyorum." dedi. Cevabı bulmuştu. Bir zamanlar o da böyle hissetmişti, o çocuk gibi hissetmişti. Bulmuştu olmak istediği kişiydi o, kendisi. Elinde olsa Arşimed misali evreka diye bağırırdı. Gün boyunca sokakta aradığı cevabı kendinde bulmuştu. 

Banyoya gitti. Aynanın karşısına geçti. Elini kaldırdı selam verdi. O da selam verdi. Ne oldu bana neyim var böyle? dedi ama cevap gelmedi. Bir kaç tıp bilgisi yardımcı olabilirdi. Bir arkadaşını aradı bir şeyler sordu. Hayal kırıklığı, umutların tükenmesi, vazgeçiş ve yıkımlar bunlar bir belirti olamazdı. Tıp kitapları insanları çözememişti hayalleri ise düşünmemişti belki de. Aynaya bakmaya devam etti. Herkes bir gün hayallerinden vazgeçiyordu biliyordu ama kabullenmek istemiyordu. Banyoda daireler çizmeye başladı. Bir ara durdu neden dedi kendine. Neden aynadaki kişi burda olabilirdi. Yeterince çalışmaması, yeterince istememesi bir kaç nedene bağladı durumu. Hepsinde kendisi suçluydu belki başkalarının da payı vardı ama kendi hayatı, kendi suçları, kendi zaferiydi. İçindeki umut bir bir tükendi. Hayalleri umudunu toplayamazdı. Aynanın karşısına geçip kendinden özür diledi. Bir süre öylece bakmaya devam etti. Sağ elini kalbine götürdü. Kendisinden çok uzaktı. Ulaşamayacak kadar uzak. Giden trenin geri dönüşü yoktu. Evet hayatı şuanda da iyiydi ama kendisi değildi. 
Olmak istediği kişi ile olduğu kişi arası uçurum gibiydi  ve o uçurumdan aşağı atladı.
Bir bardak kahveyi artık yapamayacaktı.
Aynadaki kişi gitti.
Camın önündeki menekşe soldu.
Hiç bir şey geri gelmeyecekti umutları, hayallerı ve kendisi de....

Yorumlar

  1. Yanıtlar
    1. Diyebiliriz vazgeçti ne eskisi gibi ne de şuan ki hali gibi olmaktan vazgeçti.

      Sil
    2. Hayaller ölünce veya öldürülünce insan da ölür öyle değil mi?

      Sil
    3. Evet. Her birimizin hiç gerçekleşmeyecek olan hayallerimiz elbet vardır zaman içerisinde büyüyen insan bunu kabullenir ve hayaller küçülür. Böylelikle ayaklarımız yere basar fakat kurduğumuz küçük hayallerde gerek bizden gerek farklı sebeplerden gerçek olamaz. Kişi sırtını dönüp çekip gidebilir veya yeni hayaller kurarak ruhundaki boşluğu doldurur ya da hükmen geçersiz olan hayalleri ve düşüncelerine inanmaktan vazgeçer pes eder. Hayal kurmanın hükmen geçersiz olduğu insanlar maalesef ölür. Belki gerçekten ölmez ama bir şeyler kafasında bitmiştir. Shakespeare'den bir alıntı yapalım önce hayaller ölür sonra insanlar...

      Sil
    4. O zaman hayallerinizi öldürmeyin ve öldürtmeyin diye bağlayalım biz bu konuyu!

      Sil
  2. Selamlar blogunuzu takipteyim sizde blogumu takip edip son yazıma yorum yaparsanız çok sevinirim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Takip ettiğiniz ve yorumunuz için teşekkürler. Tabiki bloğunuzda görüşmek üzere

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar