İÇERİ SERZENİŞ
Aslında bayağı önce karalamıştım bir şeyler. Bu da onların arasından şu zamana en yakın bulduğum. Ne oldu bilmiyorum ama yazmak içimden gelmiyordu yazdığım şeyleri de ben beğenmiyordum. O dönem aynı zamanda yoğun dönemlere geldi. Bir sürü şey yaşandı bir sürü kişi gitti merak etmeyin gelen olmadı. Bir süre sonra tamamlanmasada yazmanın iyi geldiğini farkettim. Neyse diyeceğim şudur ki buraları biraz boş bırakmıştım geri dönmek en iyisi olacakmış gibi geliyor şimdilik. Her zaman dediğim gibi kendinize iyi bakın beğenip beğenmemek ve takdir okura aittir. İyi okumalar.
'' Yıkıldı yolunu bekleyen şehir. Şimdi gelsen de bir gelmesen de...''
Hiç düşünmezdim böylesi kırılacağımı. Bilmezdim milyarlarca insanın içinde yalnızlıkta boğulacağımı. Yüzmeyi bilmememe rağmen yalnızlığın derin dehlizlerine girip girip çıkacağımı bilmezdim. Sessiz kalıp kendi köşeme çeilmek istiyorum bazen. Boğulmamaya çalışmakla mücadele vermek yerine rahat rahat nefes almak yani. Ama gördüm ki onların bakışlarında ayrımcı bencillik sözlerinden çivilerin sertliği sızıyor. Güvenmek istedikçe o çiviler daha çok batıyor. Bu yüzden kendi içimde kalmak istiyorum zaman zaman, bir yanım da korkuyor yalnızlıktan. Kimseden delicesine nefret etmiyorum acımasızlıklarına rağmen ama koşulsuz da güvenemiyorum. Mesela kimsenin yardım etmesini istemiyorum düştüğüm dizlerim kan olsa da. Kendi yalnızlığına bile bir o kadar güvenip bir o kadar korkarken onların kuyularına girmek istemiyorum. Belki de yanlıştır, belki yalnızlık iki kişiyken daha kolaydır. Sonuçta yüzme bilmeyen biriyim ben. Bu yalnızlık dehlizlerinde çırpınıp duruyorum. Yolları yakılıp yıkılmış bir şehrin son tenhalığında durmuş bir çıkar yol arıyorum. Bir yol buldum mu koşmaya başlıyorum yalnızlığımla. Bu tenhalıkta bile saklambaç oynuyormuşçasına bulup onlarda koşuyor üzerime. Ne zaman arkamı dönüp baksam ya bakışlarından ya dillerinden sızanı görebiliyorum. Tam bir sobe anında önüme döndüğüm an yine düşüyorum dizlerimin üzerine. Bu döneme kırgınlığım epey arttı. Düştüğüm o yerden kalkmak yerine daha da siniyorum dizlerimin üstüne. İsyan edip vazgeçecek kadar kopmadım hayattan. Birinin dizlerine yatacak kadar ne güvendim ne de pes ettim. Ama kendi dizlerimin üzerinde bir süre kalacak kadar yordu kırgınlığım. Zehirlerine bulanmamak için verdiğim savaşta yorulduğumu, kırıldığımı hissediyorum. Bir çivi kadar sivri dillerine, ayrımcı bencilliklerine, gülmeyi güzel kelam etmeyi bilmeyen dudaklarına, hiç yukarı kalkmayan çatık kaşlarınıza, bir kez olsun sevgi barındırmayan gözbebeklerinize kadar kırgınım. Bu kırgınlık bu sefer yoruyor beni. Zehirleyip değiştiriyor ruhumu sıkan ellerinizin acımasızlığı. Yine bir yol ayrımında koşmaya başladım ve yine düştüm dizlerimin üzerine. Sindim dizlerime acımasızlığınıza ağladım. Aranızda bu kadar kırılarak ufalanacaksam, yorulup değişecekse ruhum ben kendi köşeme çekiliyorum.
09.07.22

Yorumlar
Yorum Gönder