Yalnızlığın Cesareti

Uzun bir süredir bloğa girmediğimin farkındayım. Hem kısa bir ara verip dinlenmek hem de yolunda olmayan şeyleri düzeltip geri dönmekti hedefim. Geçtiğimiz aylar benim için zordu. Neler yaşadım bakalım blog ( haklısın neden diyorsun yani sende) Hayatımın fon müziği olmuş baş ağrılarıma artık katlanamıyordum. Bir de beraberinde gelen mide bulantısı kötü bir hafta olacağının işaretiydi benim için. Daha sonradan farkettiğim baş ağrısından önce oluşan bulgular ve el titremelerim ise iyiye işaret etmedi. Tabiki bunlara kulak asmayıp ek olarak taşınma kararına saygı duyarak şehir değiştirdim. Benim için hiç olmayacak bir yere nemli bir şehire geldik. Neme olan alerjim daha şehire geldiğim gün beni selamladı. İyileşeyim derken üniversite sonuçları açıklandı. Geldiğim şehirde bana yardım edecek kimsenin bulunmaması sebebiyle bir haftalık eski şehrime döndüm. Tercihler, sıralamalar derken o zaman da geçti. Alerjime çare ararken korkarak kaçtığım burun ameliyatını olmamı böylelikle baş ağrılarımın hafifleyeceği söylendi. Kalitesiz nefes her zaman kötüdür fakat korku benim için ön planda ve yapmam gerekenlerde olunca onu da ertelenenler listesine kaldırdım. Nemden doğan alerjime bir ilaç tedavisiyle birlikte hayata devam etmeye başladım. Bir sürü doktordan sonra baş ağrım için auralı migrene sahip olduğumu söylediler. Migreni anladım ama aura kısmını çözmem vakit aldı. Olur olmadık hatta daha çok en olmadık zamanda önümde uçuşan noktalar, baktığım yerin uzaklaşması, o an konuşamam, bedenimin bir süre uyuşması, seslerin uğultulu duyulması vb gibi şeyler de bu auraymış fakat normal migren ilacıyla baş ağrısı hafifletiliyor auraysa Allah'a emanet yaşıyormuş. Sağ olsun o ilaç da beni yan etkisinden vurarak bu yolda yalnız bıraktı. tabi bu kadar şeyden sonra ilaçlar sayesinde 4 kilo vermişim. İyileşip sahalara dönme fikrim ertelendi de ertelendi. Bu arada sonuçlar; Sakarya üniversitesi Optisyenlik programında okumaya başladım. Şuan bölümünden gayet memnunum ah fizik ve matematik de olmasa daha güzeldi ama olsun. Ufak hatırlatma bu yazı Zonguldak gidişi, Düzce dönüşü yazılmıştır ve vize haftası düzenlenmiştir:)) Benim gibi kendinizi yormayın kendinize iyi bakın her zaman dediğim gibi beğenip, beğenmemek ve takdir okura aittir. Benden ufak bir fotoğrafla birlikte iyi okumalar dilerim.
Ayağının çaprazında duran valizine baktı, bir de elinde tuttuğu kağıtlara. Düzensizliğin içindeki düzene baktı ve bir adım attı kendine...
Bir uçuş macerası böylelikle başlamıştı.
Havaalanının kapısından adımını dışarıya doğru attı. Her şey bir an çok yabancı geldi. Baktığı gökyüzü, yerde biriken su birikintisi, etraftaki yön levhaları, yanından gelip geçen insanlar... Her şey yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya bakışı kadar yabancıydı. Zaten kendisi de yeniden doğmaya gelmişti. Havaalanında gezdirdi gözlerini ve kendine bir gülümseme sundu. Buraya yabancı olabilirdi ama uyum sağlayacak cesareti vardı. Taksi bekleyen insanların arasına girmişti bile. Bir an ne diyeceğini düşündü, rahatça konuşacak cesareti bulmak için kendi kendine mırıldandı. Taksi geldiğinde rahat bir tavırla omuzlarını dikleştirdi ve araca bindi. Kendisi de dahil kimsenin onun kasılan çekingen bedenini görmesini istemiyordu. Rahat bir tavırla;
- Loca otele lütfen, dedi. 
Dışarıdan bakanlar ona yabancı diyemeyecek kadar rahattı. Fakat bulunduğu hayattan kaçıp yeni kapıları açısı bir ilkti.

Taksi otele varınca aynı rahat tavrıyla indi ve otelin danışma kısmına ilerledi. Oda anahtarını alarak yukarı çıktı. Kendi odasına gelince durdu derin bir nefes aldı. Her şeyi ardında bırakmaya değer miydi? Bilmiyordu ama kesinlikle öğrenecekti. Kapı kulbunu aşağı indirdi, bej renklerinde olan odaya baktı. Güzeldi en azından onun için. Cama doğru adımlayarak perdeleri açtı ve meşhur Budapeşte köprüsüne baktı. Pencereyi de açarak yatağın köşesine oturdu. Kenarda duran valizine baktı bir de pencereki hayata. Macaristan'a gelmişti, burası yeni eviydi. Kısa sürede olsa bu oda şuan ona aitti. Her şey nasıl ilerleyecek bilmiyordu ama hayatın ona getirdiklerini yarı mecburiyet yarı seçenekleri değerlendirerek uyum sağlayacaktı. Hatta sadece uyum sağlamayacak o bu hayattan biri olacaktı. Yeni bir yerde havanın güneşli olması her zaman güzel fırsattır. Danışmaya inerek yakınlarda yapılan bir etkinlik olup olmadığını sordu. Budapeşin ara sokaklarında bulunan küçük bir binada resim galerisi olduğunu öğrenmişti. Adresi alarak dışarıya çıktı. Güneşe rağmen hafif soğuk bir hava yalnızlıkla birlikte suratına vurdu. Bunu önemsemeyerek kafelerin bulunduğu sokaklardan yavaş yavaş geçti. Gördüğü binaları uzun uzun inceledi. İnsanın kendi evinde acelesi olmazdı, onun da acelesi yoktu. Elleri cebinde bir şekilde odasının da gördüğü budapeş köprüsüne geldi. Hikayeye göre köprüyü yapan mühendis Clark köprünün kusursuz olduğunu söylemişti. Bir kaç adım geriledi. Kafasını sağa doğru yatırdı, ellerini kamera objektifi gibi kare forma getirerek köprüye baktı. Değerlendirmesi çokta önemliymiş gibi;
-Gercekten kusursuz, dedi. 
Ellerini tekrar kahverengi paltosunun cebine koydu ve Tuna nehrine bakarak devam etti. Köprünün başındaki aslanların yanına vardığında tam önünde durdu. Bu sefer öylece baktı.Tekrar köprünün hikayesi düştü aklına. Az önce kusursuz olduğunuz söyleyen kendine alaylı şekilde gülümsedi ve aslanlara bakarak köprüye ilk adımını attı. O sırada önünde bulunan topluluğun rehberi aklındaki hikayeyi diline dökmüştü. Durumu hiç bozmadan turistlerin arkasından yürümeye bir yandan da bildiği hikayeyi tekrar dinlemeye başladı. Hikayeye göre "Buda ve peşte'yi birbirine bağlayan ilk kalıcı geçit bu köprüydü. Köprü zamanında patlatılıp yıkılmaya çalışılmış fakat taş ve dökme demirden yapılan zincir köprü yıkılmamıştır. Köprüyü yapan mühendis Clark köprünün hiç bir kusuru bulunmadığını herhangi bir hata halinde kendisini bu köprüden Tuna nehrine atacağını söyler. Köprünün açılış günü geldiğinde herkes köprüye hayran kalmıştır. O sırada küçük bir kız yüksek sesle ağlamaya başlamıştır. Çocuğa neden ağladığını sorduklarında köprünün başında ve sonunda bulunan aslanların dilinin olmadığını söyler. Gerçekten ağzı açık olan aslanların dilleri yoktur. Bunu fark eden Clark kendisini söylediği gibi Tuna nehrine bırakmıştır. Köprünün yüksekliğinin çok fazla olmaması sebebiyle sıcak yaz gününde Clark sudan geri çıkmıştır." Bu hayat ona o kadar kusursuz gelmişti ki aslanları gördüğünde ki alaycı gülümsemeyle konuştu
-Hiçbir şey kusursuz değildir, köprünün aslanları gibi. 


      Köprünün ortasında durarak Tuna nehrine baktı. Bu hikayeyle aklını bir kaç soru kurcaladı. O da eserleri için bunu yapar mıydı? O bir çömlekçiydi bu kadar önemli bir yapı yapamazdı. Yapsa da kimin umrunda olabilirdi ki. Herşeyi kenara bırakarak yavaş yavaş yürümeye devam etti. Bir süre sonra elindeki adrese ve geldiği yere baktı. Önünde iki kanatlı büyük, demir bahçe kapısı vardı. Dışarıdan bakan kişinin burada bir resim galerisi olduğunu elbet anlardı fakat burası ona göre epey büyüktü. Görevli ona küçük bir yer olduğunu söylemişti. Belki görevli yanlış hatırlamıştı. Belki de kendi küçük dünyasında burası ona büyük gelmesi normaldi. Elindeki kağıdı cebine koyarak içeriye girdi. Gri duvarlara asılı olan çizimlere bakmaya başladı. Henüz bir kaç resime -ya da esere- bakmışken yanına gelen orta yaşlarda takım elbiseli adam bir şeyler anlatmaya başladı. Ona anlattığına emin olamayarak kendi etrafına bakındı ama kendinden başka resme bakan yoktu. Bu adam ona konuşuyordu. Resmi değişik tasvirlerle betimliyor bir yandan da resmi işaret eden eliyle heyecanlı şekilde durmadan anlatıyordu. Oysa o hiçbir şey anlamıyordu. Tekrar etrafına bakındı çoğu kişinin resimler hakkında konuştuğunu gördü ve adama döndü. Anlatılan betimlemelerin hiçbirini resimde görmüyordu. Bozuntuya vermeyerek bir süre daha dinledi fakat konuşmanın daha da uzayıp konunun kendi düşüncelerine geleceğini anlayarak teşekkür etti ve diğer resme ilerledi. Biraz daha gezindi, bakışları bir resimden diğerine giderken bu resimler ona hiç de büyüleyici gelmiyordu. Sanırım ilk gününde böyle bir yere gelmemeliydi. Bir diğer köşeye doğru ilerledi o sırada diğer resimlere göre daha büyük bir resim çarptı gözüne. İki küçük çerçevenin ortasında bulunan altın çerçeveli bir resimdi -ya da eser-. Diğer resimlere göre daha basitti. Onu etkileyen o sevdiği mavi renk tonları mıydı yoksa gördükleri mi? Resim gözlerinde yıldızlar yaratmıştı. Resim de gece de maviydi gözleri gibi, belki bu yüzden yıldızlar belirmişti gözlerinde. Arkası dönük gökyüzüne bakan bir çocuk vardı resimde. İleride silik silik insanlar bulunuyordu fakat çocuk aralarında oldukça net ve yalnız duruyordu. Yerdeki toprak, ağaçtaki yaprak, baktığı gökyüzü her yer alabildiğine maviydi. Birden bire bu eser onun olmalıydı ama maalesef yeni geldiği bu ülkede ne bir eser alacak kadar parası ne de resmi asacak bir evi vardı. Bir süre daha resme baktı. O vakitten sonra diğer resimlerle ilgilenmiyordu. Gitme vaktinin geldiğini fark ederek elleri paltosunun cebinde, aklının bir yerlerinde o resimle çıkışa doğru yürüdü. Çıkışta bulunan köşede resimlerin kart postalları olduğunu fark ederek gözleriyle standı taradı ve aradığı resimde durdu, tekrardan gözlerinde yıldızlar oluştu. Bu resim onun olmayabilirdi ama küçük bir hatırası kalabilirdi. Kartpostalı alıp ücreti ödeyerek devam etti. Kartı elinde mutlulukla çevirirken arkasında gördüğü yazıyla durdu.
 

Yalnızlığın cesareti. Ne resmin adına ne de çizerine bakmıştı, demek ismi buydu. Eser için güzel bir isimdi yalnızlığın cesareti. Peki yalnızlığın cesarete ihtiyacı var mıydı? Elbette vardı. Yazın serinliğini insanlara sunan deniz bile kışın yalnız kalıyordu. Öfkesini dalgalarla kıyıya vuruyordu, koca şehir bunu duymuyor muydu? Şehrin sessiz sokakları neden hep boş kalıyordu? Yalnız kalmak neden maviydi?Yalnızlık kötü hissettirmez miydi? Mavi huzurdu. Yalnızlık mavi olmamalıydı. Kafasını bir kaç yağmur damlası savuran gökyüzüne -bir diğer maviye- çevirdi. O da yalnızdı. Yalnızlık; gökyüzü gibi kalabalığın içinde sessizce yağmuruyla ağlamak, deniz gibi dalgalarıyla öfkelenmekti. Bu yüzden elbette cesarete ihtiyacı vardı. Yağması için kayalara çarpması için parçalara ayrılmak için cesaret olmalıydı. Hayata toz pembe bakmak tehlikelidir derler peki mavi bakmak? Sessizce yağmaya, kenara dalgayla vurmaya, çoğunlukla o sessiz arka sokak gibi unutulmaya, kalabalığın içinde öylece kalmaya mavi bakmak gerekti. Yalnızlık cesaret ister; bazen gökyüzü gibi yağmak için, bazen deniz gibi köpürüp dalgalanmak için. Bazen bir tercih bazen zorunluluk buna rağmen deniz yine pırıl pırıl gökyüzü ise ressamın paleti kadar güzeldir ve o unutulan arka sokaklar hiç özünü kaybetmez benliğinden, ayrılmaz. Asıl olan özdedir denizin içindeki mercan, gökyüzündeki bulut gibi... Yalnızlık kötü değildi bu yüzden tasvir edilenin aksine siyah değildi, gri olmazdı. Yalnızlığın cesareti elbet sonsuz maviydi.
                                                      
                                                                Elaine












Yorumlar

  1. Bir dönmüşsün, tam dönmüşsün :) Çok geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ee sonbahar geldi tam yazı yazma havaları,2. sezon diyelim devam bir şeylere. Geçmiş olsun dileğiniz için teşekkürler:)

      Sil
  2. Çok çok geçmiş olsun. Dediğiniz gibi kendinizi yormayın ve her şeyi oluruna bırakın. Hiçbir şeyi dert etmeyin. Rabbim şifanızı versin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, dikkat etmeye çalışıyorum sağ olun:)

      Sil
    2. Yeni yazılarınızı bekliyoruz...

      Sil
  3. auralı migren ciddi bişey.
    .gecici olarak ani körlük yapabilir.migren bende de var.diisy diye bir cesiti imiş.basdönmesi de oluyor.. İbrahim Saracoğlunun sitesinde havuc kürü vardı migren için.yıllar önce yaptıgımda cok faydası oldu..bulantılarım gecmişti agır ataklarım da azalmıştı..avsiye ederim.
    yazınız güzeldi bu arada..:)

    YanıtlaSil
  4. fotoğraflar çok güzel, migren yeterince kötü zaten bir de auralı olması daha kötü sanırım... geçmiş olsun... hayat bazen çok zor olabiliyor ve ne yazık ki daha zor olduğu dönemlerle bazı zorlukları unutturabiliyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Daha kötüymüş evet biraz kontrollü yaşatıyor onun dışında kendisini pek takmıyorum.

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar