Tanrının işi


Geç oldu belki de bu konuyu önceden yazmam gerekirdi ama istediğim forma ulaşmamıştı. Müzik dinlerken daha önce fark etmediğim bir cümleyi fark ettim 'Bir zamanlar bir krallık vardı.'  Daha sonra aklıma kut anlayışı geldi. Sonrası malum Kağan, Yabgu, doğu-batı arasında taht kavgaları... Bir kaç hafta önce buna benzeyen bir yazıyı tamamen sildim, tekrar yazmaya başladım. Sadece aklımdaki kısımları yazıp bırakacaktım yazdım da. Tam bir buçuk hafta aklıma uğrayan bir düşünce olmadığı için yazmadım. Aklıma gelen cümleyle 'bunu eklemeliyim.' derken yazını kaybolduğunu anladım. Kaybolmuştu çünkü bu güzel akıllı arkadaş kaydetmemişti. Neyse uzun süre kafamda kendine yer bulan yazıyı yazmak için tekrar oturdum. Ve taa-daa karşınızdaki bilgisayar ekranında veya elinizde bulunan telefon ekranındaki yazı. Aklıma tamamen uyarak yazdım mı belki hayır ama yoğun olduğumdan iki saatlik uykuyla bir gün geçiren birine göre iyi bir yazı. Tabii bunların önemi yok, beğenip beğememek ve takdir okura aittir, iyi okumalar.




Bir zamanlar bir krallık vardı. Bir sabah öğrenilen bir haberle ülke büyük savaşa sürüklendi. Kral ölmüştü. Taht için büyük bir savaş başladı, herkes acımasızdı. Bir süre sonra savaş bir kazanan ve bir kaybedenle bitti. Tahtın sahibi belliydi. Herkes krala bağlılık yeminini verdi fakat  başka bir savaş yeni başlamıştı. İnsanlar birbirine karşı görünmez üstünlük mücadelesine girdi. Hepsinin içinde birbirine karşı bir savaş vardı. İyi kötüye, çirkin güzele, fakir zengine karşı büyük bir kin besledi. Tanrı o gün tüm dünyaya cezayı vermişti: MÜEBBET. İnsanoğlu sınırlı bir iradeye bağlı ilk önce güzel gördü cezayı, para mutluluk aşk. Bu ceza değil bir ödül bile olabilirdi. Bir süre sonra asıl ceza görülmüştü: İNSANLAR. Acımasız ve iki yüzlü, bencil yaratıklar. Hepsi birbirinden oldukça farklı...Hepsinin de aklı farklı çalışıyordu; birinin yöntemini diğeri kullanmıyor, kendine yeni yöntemler üretiyordu. Üstünlük, intikam, hakkettiğini alma hepsinin farklı bir yöntemi ve savunma tekniği bulunuyordu. Birbirlerini anlamak zorlaştı. Hangi kıyafet diye düşünler değişti, hangi yüz diye düşünüyorlardı. Elbette herkesin müebbeti de farklıydı. Bunu gören insanoğlu çığlıklarını atmaya başladı: ADALET. Tabiat da aynı anda bağırmaya başladı adalet diyerek. Birkaç yılın ardından bir başka savaş başladı. İnsanoğlu ve tabiat arasında. Doğa kazanırsa insanlar kaybedecekti, insanlar kazanırsa insanlık kaybedecekti. Gün geçtikçe savaşta yara alan taraf doğa oluyordu; gökdelenler, binalar, parklar. İnsanlar acımasızlığını bir kez daha göstermişti. Doğa o kadar yara almıştı ki gitgide azalıyordu fakat elinde bir koz vardı: su. İnsanlar bencil dedim ya anlamıyorlardı umursamadılar. Umursamaz insanlar karşısında doğa ayağa kalktı. Ve insanoğlu savaşı kaybetti. Tanrı ise bulunduğu yerden cezasını izliyordu, gülünç durumdaki insanları ve yaptıklarını.İnsanoğlu için hayat çekilmez gelmeye başlamıştı. Çılgınca teoriler, yazılar, teknoloji dedikleri şeyler. Neyin peşindeydi insanoğlu? Sürekli dünyayı robotlar veya teknoloji ele geçirecek derlerdi, şimdi ise gerçek canlı bir virüs hepsini ele geçirdi. Bu da Tanrının işi olmalıydı tabii. Her masalda olduğu gibi ve her savaşta olduğu gibi bitecekti hikaye. Doğa uyanıyor, insanoğlu düşünüyordu.


Her gün pes etmeyi düşünürken bu de ne böyle
Evet insanlar çok kötüydü, acımasız ve iki yüzlülerdi
ölüm içi kocaman, sonsuz, derin bir uyku derdi
Her gün içtiği kahveden artık haz almıyordu
Yürümek bile çile olmuş en yakın zamanda araba almıştı
Yaşayacak bir sebep bir anlam bulamıyordu.
İnsanoğlu inkar etse de hiç bırakamayacak gibi seviyordu hayatı. Ölümden öylesine korkuyordu ki düşüncesi bile tüylerini ürpertmeye yetiyordu. Saklambaç oynar gibi saklanıyordu ölümden.

Ve soruyordu tanrı sessizce:
Rahat şekilde nefes almanın kıymetini anlayabildin mi? Özgürce yürümenin, denizi koklamanın kıymetini anlayabildin mi?
40 yıl hatırı olan kahvenin değil yanındakinin olduğunun farkına varabildin mi?
Küs durmanın, nefret etmenin, kin tutmanın, öfkelenmenin seni yorduğunu yıprattığını anlayabildin mi?
Bir kamera lensi gibi sorunlara odaklı olmanın kameranın pilini bitirdiğinin farkına varabildin mi?
Sana sunduğum hayattan keyif almanın değerini anlayabildin mi?
Sevdiklerinle geçen zamanın dokunabilmenin farkına varabildin mi?
Ölmeyecekmiş gibi yaşamanın yersiz olduğunu ölümün varlığını hatırladın mı?
Sessizce sorulan soruların farkına varamadı insan aklı hâlâ hayattaydı . Adı üstünde bencil yaratık.
Bir anda olan oldu işte tanrıyı kızıdrdı insanoğlu. Verilen ödevler yapılmıyordu. Durdurdu hayatı. Kıymetini bilemediği, farkına varamadığı onlarca şeyi çekti aldı elinden. Herkes tanrının dersini dinlemeye başladı, her gün her dakika. Duymadığı onlarca dersi bir anda dinlemeye başladı. 

Ne mi yapmıştı insanoğlu:
Benliğini kaybetti insan.
Duygularını unutarak yaşadı bazen.
Hep ben dedi bencil yaratık.
Hızlı yaşadı, hızlı tüketti.
O kadar çok işi vardı ki hatırlamadı yaratıcısını.
Herkesle savaş haline girdi zaman zaman kendi benliğiyle, kendi aklıyla, kendi kalbiyle de savaş halindeydi.
Aldığı nefesi bile geri verdiğini unuttu. 
Yaşadı insan, yarın yokmuşçasına. Ölüm bir dakika gelmedi aklına.
 Tanrı şimdi unuttuklarını hatırlatıyor insanoğluna. Ömrümüze biçtiğimiz o mükemmel değer tanrının ağırına gitti. Tuttu dünyanın yarısını işten attı. Kentlerin sokaklarını, ışıklarını, akşamüstlerini sildi hafızalardan. Para pula, cesetler sayılara, sevmeler yasağa, evler tek hayat mekanına dönüştü. 
Bak! Kaldır kafanı gökyüzüne ve dinle! dikkatle dinle tanrı ağırlaştırılmış müebbet veriyor insanoğluna. Hayat durmuş, İnsanlar durmuş, ama zaman akıyor.Saatler ilerliyor her dakika bir ömür daha eksiliyor. Ölüm meleği ziyaretlerde bulunuyor. Gücü sınırsız olan bir şey anlatıyor. Ölümü hatırlatıyor, kendini hatırlatıyor şükrü hatırlatıyor, verdiği ödevleri hatırlatıyor bazılarındansa teslim alıyor ödevlerini.Görmüyor musun ? anlatıyor tanrı, temizliğin önemini, tedbirin gerekliğini, sağlığın hazine oluşunu, insanın acizliğini, dünyanın faniliğini, ölümün aniliğini. Kendisinin yüceliğini anlatıyor. Hayat tanrının komutasında.
 Gör bak! doğa adalet istiyor.
 Gör bak! tanrı sana kendini hatırlatıyor.
 Bak! ölüm ismini andırıyor dudaklarına.
 Hatırla! kralın bile ölüp aynı yere gittiği dünyada sen de ufak bir noktasın. Ne dediğin kadar yüce, ne de sandığı kadar küçümser bir varlıksın. Kendin için en değerlisin ama dünya üzerinde duran bir başka noktadan farkın yok. Ölüm meleğinin hangi noktayı sileceğini bilemezsin. Dinlemelisin!

Yorumlar

  1. Özgürce yürümenin kıymetini çok iyi anladık. Ama gün gelir bunu da unuturuz biz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şeyleri kaybedince anlıyoruz maalesef. Kaybettiğimiz şeyi geri alıncaya kadar kıymetini bililyoruz.

      Sil
    2. Senin İnstagram falan yok mu ya?

      Sil
    3. Hayır yok. İnstagram, twitter, facebook hiçbirini kullanmadım şu ana kadar, gerek de duymadım. Kullanmayı öğrendiğim bir gün açabilirim. Belki de blogum adına açarım bilemiyorum.

      Sil
    4. Yazıya yorum yapamadım bari yoruma salça olayım diye düşündüm. Sosyal medyadan ne kadar uzak kalabiliyorsanız o kadar güzelmiş. Son günlerde bu ruh hâlindeyim...

      Sil
    5. Kullanmamak bence en iyisi. Eğer bunu başarabiliyorsanız ne mutlu size.

      Sil
  2. Beşeriz işte şaşıyoruz çoğu zaman..
    şu sosyal medya denen şey olsa da olmuyor. olmasa da. böylesine acayip bişey..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru şaşıyoruz, insanız. Yorumunuz için teşekkürler.

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar